14 Temmuz 2017 Cuma

Gezileer Geziler (Saklıkent Kanyonu)



Eveeet uzun zaman sonra herkese merhaba :) aslında yaz tatilinde daha başka yerlere de gittim, gitmeye devam ediyorum anca saklıkent'i önce anlatmam gerektiğini hisettim :) bizim yol üstündeydi bir uğrayalım dedik öylece saptık aslında. Antalya-İzmir karayolunun üstünde eğer sahil yolunu yani (Kemer-Finike-Kaş-Fethiye-Muğla-Aydın-İzmir) yolunu kullanacaksanız, Kaş'tan sonra Fethiye'ye gelmeden 'Saklıkent' diye tabelaları takip edebilirsiniz. Çevre yolundan saparak 20-25 km sonra ulaşmış oluyorsunuz.



Girişte hediyelik eşya satan çok tatlı tezgahlar, dükkanlar ; ve içeride kullanabileceğiniz olası eşyalar satılıyor. Mesela içeride suyun içinde yürüdüğünüz için genelde spor ayakkabı giyen olmuyor turist tayfası hariç :D bununla birlikte altı taş olduğundan rahat basamıyorsunuz zaten soğuktan can çekiştiğiniz için haliyle bir de onunla uğraşmak istemeyebilirsiniz :) Bunun için bu şimdiki deniz ayakkabılarına benzer ayakkabılar satılıyor ve ya kiralanıyor fiyatı 3TL civarıydı kiralaması tabi yanlış hatırlamıyorsam.


Giriş ücreti öğrenci 3TL, yetişkin 6TL olarak belirlenmiş. Öğrenci kimliğinizi kesin soruyorlar o yüzden yanınızda bulundurmanızı öneririm.

İlk önce bir köprü altından yürümeye başlıyorsunuz, su aşağıda kalıyor bele kadar yaklaşık derinliği var soğuk bana dokunmaz diyenler oradan da yüzerek ve ya yürüyerek gidebiliyor :D



Köprü bitiminde ise suyun biriktiği, insanların suya girdiği ve ayaklarınızı sokabileceğiniz,bir şeyler yiyebileceğiniz bir alan çıkıyor karşınıza.




Burada sağ taraftan taşların arasından ufak sular akıyor bazıları baya hızlı, bazıları minik minik bir sürü su çıkıyor :)




Yolun devamına şu şekilde geçiliyor :D Neden böyle bir ip var? Çünkü yola devam etmek için tek yön var ve o yöne doğru şiddetli bir su akıntısı geliyor tutunmazsanız suya kapılmanız an meselesi bu yüzden böyle bir çözüm bulunmuş :D Ha suya kapılırsanız bir yere gitmezsiniz bulunduğunuz yere oturur kalırsınız muhtemelen dizi biraz geçen bir derinliği var en fazla.




Burası da ipin olduğu akıntı yani görüldüğü kadar vardır :D

Şimdi gelelim asıl soruna.. Eğer benim gibi soğuk suda bulaşık bile yıkarken elleri kaskatı kalan hareket ettiremeyen bir yapınız varsa bu su sizi şoka sokacaktır. Gerçekten buz demek yanında biraz sıcak kalıyor ben ayağımı ilk soktuğumda elektrik akımı varmışcasına geri çıkardım nasıl yürüyeceğimi düşündüm uzun bir süre bir kayanın üstünde tünedim kaldım :D Ve görüldüğü gibi yola devam etmek istiyorsanız suyun içinden gitmeniz gerekiyordu yaklaşık 15dk aynı yerde durduğumu düşünüyorum ama yapacak bir şey yok deyip atladım artık -.-



Yolun devamı şu şekilde devam ediyor sanırım 1km sonra da şelalenin olduğu yere varıyorsunuz. Hava inanılmaz sıcaktı ve ben oraya geçtikten sonra biraz yürüyüp döndüm.

Bu yer için benim unutmayacağım 2 olay var.
1- İple geçtikten bir 20 30 metre sonra hava bir taşın bulunduğu bölgede bir anda değişiyor hani nasıl anlatılır bilmiyorum orayı taşı geçmeden hava sıcak, taşı geçerken bir rüzgar var, taşı geçtikten sonra hava bir anda serinliyor ve o rüzgar hiç durmuyormuş :) Çok garip geldi bana :)
2- Yine iple geçtikten sonra genelde turistler yerdeki sağdaki soldaki çamurları yüzlerine vücutlarına sürüyorlar nedeni var mı bir keramet var mıdır bilmem ama komik görünüyorlardı :D

Anlatacaklarım sanırım bu kadar, yeni bir yazıda tekrar görüşmek üzere :)


2 Haziran 2017 Cuma

Sıkı Dostlar



Bu konuya nereden başlamam gerektiğini bilmiyorum aslında. Hani bazı arkadaşlarınız vardır, iyi kötü zamanda yanında olmak değil dediğim zaten iyisini kötüsünü çoğu arkadaş görür ; ha ne tepki verir bazısı koşarak uzaklaşır, bazısı takıyormuş gibi yapar, bazısı da gerçekten yanınızdadır ama her arkadaşınız iyinizi kötünüzü görür. 
Sanırım olay su ince çizgide bitiyor " iyi kötü herşeyi pattadanak suratınıza söyleyen kişi ".
 İşte bu dostluk tanımına geçiyor artık. Herkes gibi benimde baglarimi koparmadiklarim var ve hayatımda ailemden sonra en değerli tanımıma girer bu kişiler. Lisede ne halt edersek edelim her zaman mirket sürüsü gibi dip dibe dolandığım kişiler aradan geçen 8 9 yıl sonra bile hala yanimdalar. Çok şükür diyorum böyle kişilere sahip olduğum icin çünkü bu zamanda gerçekten değerli böyle dostluklar. 
Size söyle anlatayım ; 1 ay hiç o whatsapp grubuna yazılmasa bile saçma bir Onedio testini birimizin oraya atmasıyla pit pit dökülmemiz bir olur. Ve ya saçma bir elbise alınacaktır 'abi bu nasıl olmuş ya' yazarsın, halbuki 1 aydır bir şey yazılmamış oraya kimse de garipsemez cevap verir normal muhabbete geri dönersin. Öylesine bir dostluk bu..
Halbuki çok da alakasız karakterlerdeyiz hepimizi birden tanıyan bunu çok net fark ediyor aslında :D hatta 'siz ne alaka ya?' diyen bile oldu :D birimiz ufak tefek el islerine yatkın bu 'diy' diye adlandırılan ev eşyaları vs vs onlara düşkün ve kamu yönetimi okumuş bu insan 😂 diğeri cafe bebesi olarak adlandırılan her turlu nargile ismini bilen ortamların kralı onsuz olmazı bir elektrik elektronik mühendisi 😂😂 kendim hakkımda yorum yapamicam tabi ben geciyorum 😂 bir diğeri ise arada bir ortaya çıkan olayların orada sürekli patlak verdiği bir fizyoterapist 😂 
Allah'ını seversen ne alaka yani ? O kadar alakasız şeylerden o kadar güzel muhabbetler kurabiliriz ki anlatamam.

Bana bunu yazdıran şey şu : Ben uzakta okuduğum iÇin ve malum yaz okullarına kaldığımdan izmire gittiğim zaman sınırlı oluyor . Böyle durumlarda toplanmak için beni bekliyorlar aslında her hafta bulusadabilirlerdi. 


Bu sabah söyle bir muhabbet geçti " Nisa gel de iftar yapalım artık " .


Bu yıllardır değişmedi ve değişmeyen bazı seyler güzeldir.. 


NOT : Buradaki karakterler lise dostlarım içindi , bugünün anlam ve önemi onlar..

8 Mart 2017 Çarşamba

Bahar Geliyor


En çok sevilen mevsim diye tabir ettiğimiz bahar ; güneşin olup ama ılık ılık dokunup hiç yakmadığı,  havanın hafif hafif esip o yeni açan çiçek kokularını getirdiği, üşütmeden nefes aldığını hissettiren tatlı serinliği geliyor benim aklıma.
Öncelikle şöyle söyleyeyim, 23 yaşıma kadar kış mevsimi vazgeçilmezimdi. Yağan kar, okulların tatil olması, evde sıcak sıcak oturup dışarıyı izlemek ve kartopu savaşları vazgeçilmezimdi hiç şaşmadı. ‘ Abi ne diyon sen ya buz gibi hava bu havada ne yapılır neresi güzel ?’ diyenlere inat 23 yıl savaş verdim. En son geçen sene bu hissi yaşadığımı hatırlıyorum. Annem hep söylerdi kış geliyor yine salgın artacak yok hava buz gibi olacak yerler pistte dönecek diye. 'Ne güzel işte yaa yağsın oynarız çıkıp' diyordum bana pis bakış atıp gidiyordu hemen :D  Sonra ne oldu, büyüdüm biraz daha sanırım..
Örneğin; artık kar tatilleri çok eğlenceli gelmemeye başladı biriken işleri düşünürsek veya yolların kapanması okula gitmeme engel olmadı 2 saat bile geç  kalsam gidecektim, istersen yolda yat sen çalışansın sen para kazanmak için geliyorsun çünkü gelmemezlik yapamazsın. Sonra kar oynamak biraz soğuk gelmeye başladı, özellikle aileden uzaksanız ve yanınızda baş belası bir kardeşiniz varsa sürekli tüm kıyafetlerini ıslatır ve yüzünüze  ‘ablacım seni çok seviyorum bunları yıkar mısın ben yine kar oynadım da ‘ bakışı atar. O zaman annemin değerini anladım, biz küçükken her gün dışarıya çıkarıp tüm işleri bırakıp bizim oynamamızı bekler, eve girince üstümüzü değiştirir, bizi sıcacık giydirir, yedirir sonra uyuturdu. Geri kalan işleri saymıyorum bile temizliği çamuru ıslak kıyafetleri..
Bunlar hadi benim açımdan bakış. Ya sokakta olan kardeşlerimiz, insanlarımız için kış?... Biz daha 1 saat dikilemiyoruz çok soğuk eve gidelim diye bakıyoruz, gidecek bir yeri olmayanlar, 2 kuruş kazanmak için o soğukta çorapsız dışarıda ne yapacağını bilmeden duranlar için kış?... Dediğim gibi küçükken bunları düşünmüyorduk, anlam ifade etmiyordu bize… Kış benim için bu seneden sonra anlam değiştirmeye başladı kısacası. Gel gelelim bahara..
Kışın sürekli havanın yağmur yağacakmış gibi kapanıp hiç açılmadığı bir şehirdeyim. Bundan önceki kaldığım şehir de öyleydi. Bu yüzden güneş sevmeseniz bile hasret kalıyorsunuz çünkü insana pozitif enerji veriyor gerçekten. 3-5 gündür hava cemreler sayesinde bir güzelleşti ki, insanlar sokağa döküldü, dallar bir anda tomurcuk atmaya başladı sanki herkes bunu bekliyormuş gibi geldi. İster istemez siz de kendinizi enerjik hissediyorsunuz. Bahar aylarında her şeyin çabuk ve güzel olacağına inanmanız daha kolay değil mi? Kışın havadan dolayı herkeste bir karamsar, bir uykulu dengesiz tavırlarda oluyor. Bahar gelince insanlar cidden rahatladığını hissediyor. Gerçekten bu sene ilk defa bahar gelince evden dışarı çıktığımda derin bir nefes alıp mutlu olduğumu hissettim, iyi-kötü yaşadıklarımızı kaldırabileceğim bir ruh hali bahar havası dedikleri.. Belki de Allah’ın doğada sakladığı güzellikleri 3-4 ay sonra görünce insanın ruhu bile şükrediyordur içinden kim bilir ?

Dip Not : Baharda gelen meyve ve yeşillikler de bonus malum erik, çilek ayları  :)

20 Şubat 2017 Pazartesi

Gezileer Geziler (Kayseri)


Geldi sıra 2. Şehrimize : )
Şimdi ikinci olarak Kayseri’den bahsetmek istiyorum. Parça parça söylenecek veya anlatılacak bir şehir değil, genel itibariyle geniş bir alana yayılmış bir şehir. O yüzden ‘çok çok çok geniş’ yollara sahip. Ve aşırı derece düzenli bir şehir. Bunu şu yüzden söylüyorum, İç Anadolu’da olup size büyükşehir havası verecek ender şehirlerden biri. Bakımlı, çok temiz ve özellikle düzenli bir şehir. 
Şehre ilk girdiğinizde dikkatinizi çeken şey binaların büyüklüğü olacak. Yok öyle gökdelen tarzı değil, kuruluş yeri itibariyle sağlam olduğu için apartmanların 15-17. Katlara kadar çıkma seviyesinden bahsediyorum. Tabi bunun ne kadar doğru ya da yalan olduğunu bilemem eniştemden duyduklarım bunlar :D
Yapısı dışında, gezilecek yerleri şöyle, Anadolu’nun tam ortasında olmasından dolayı birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir şehirdir. Bu yüzden tarihi yerler ve külliyeler başta olmak üzere gezilecek yerleri bu şekilde devam eder. Vikipedia’nın bana verdiği bilgiye dayanarak size ; Hititler, Bizanslar, Anadolu Selçuklu, Anadolu beylikleri, Osmanlı Devleti bizden önce ev sahipliği yapmış diyebilirim : )
Şimdi belli başlı yerleri anlatalım.

1- Erciyes Dağı

Meşhur İç Anadolu kayak merkezimiz :) 3.916 m ile İç Anadolu'nun en yüksek dağıdır. Kayak turizmi Uludağ kadar gelişmiş olmasına rağmen, Bursa kadar kolay bir merkezi konumda bulunmadığından dolayı kayak merkezleri açısından 2. Veya 3. Olarak söylenebilir. Kayseri’ye giderken temmuz ortasında bile Erciyesin tepesindeki karlardan yaklaştığınızı anlayabilirsiniz, her yerden görülebilen ve yıl boyunca hiç erimeyen noktalara sahiptir. Hem İç Anadolu'nun iklimi hem de yükseltisi yüzünden. Burada kayak yapmak için uygun ayların Aralık ve Nisan olduğunu söylerler. Yalnız ufak bir not : eğer kendinize ait bir arabayla çıkıyorsanız arabanın çekişinin gerçekten güzel olması gerekir çünkü dağ yolu eğimi yüksek olan bir yapıya sahiptir. Onun dışında
Kayseri şehir merkezinden hareket eden Develi Minibüsleri ile Kayak Merkezine ulaşmak mümkündür. Erciyes Snowkite (kar uçurtması) sporu için dünyanın en önemli yerlerinden birisidir. Kışın düzenli esen rüzgarı, etrafında hiç ağaç olmaması, otellerin hemen önünden başlayıp tekrar otellere dönülebilmesi Erciyes'i snowkite için özel bir yer haline getirir. Ayrıca dünyada sayılı olan resmi snowkite alanlarından biriside Erciyes'tedir. İlerde bu alanlarda uluslararası snowkite yarışları düzenlenecektir. Erciyes Kayak merkezinde snowkite eğitimi alabilir ya da malzeme kiralayabilirsiniz. Ayrıca her yıl Erciyes'te uluslararası snowkite festivali düzenlenmektedir. Lafı daha fazla uzatmadan size link bırakayım da daha fazla merak edenler buradan bakabilsin. : ) http://www.kayserierciyes.com.tr/tr/er/

2-Gevher Nesibe Hastanesi
Benim en dikkatimi çeken yer burası. İlk önce isminin nerden geldiğini açıklayayım. 2.Selçuklu hükümdarının kızıdır. Olay şu : Gevher Sultan dönemin başsipahisine aşık olur. Bunu duyan abisi 1.Gıyasettin Keyhüsrev Gevher Sultana izin vermez, vermemekle birlikte başsipahiyi savaşa göndererek ölmesine sebep olur. Bunu duyan Gevher Sultan verem hastalığına yakalanarak hayatını kaybeder. Son zamanlarında abisinden son isteği olarak ölüm dışında tedavisi olmayan hastalıkların tedavisinin bulunabilmesi için bir şifahane yaptırılması olur. Buna dayanarak 1204-1206 yıllarında yaptırılıp, bazı kaynaklara göre de dünyada ilk tıp eğitimi ve sağlık hizmeti veren bir merkezdir.
Gel gelelim sonraki zamanlarına. Hastanede dikkat çeken şey, dahiliye ve diğer bölümler dışında ‘ruh ve akıl hastalıkları’ alanları için de kullanılmış olmasıdır ve ünlü olmasının sebebi bu hastaları su ve müzikle tedavi etmeleridir ! Görme engelliler için koridorlarında onlara ait alfabeler ve malzemeleri bile bulunan bu hastane şu anda geziye açık bir tarihi yerdir. Yazın sıcağında bile içerisi tüyler ürpertici bir soğuklukla kaplı çünkü tamamen taştan ve çeşme bölümü hariç neredeyse ışık alan yeri hiç yok. Size bilgi niyetine birkaç fotoğraf da koyayım :)

3-Hunat Hatun Külliyesi
Aleaddin Keykubad’ın karısı, 2.Keyhüsrev’in annesi Mahperi Hatun tarafından 1237-1246 yılları arasında yaptırılmıştır. Cami, medrese, türbe ve hamamdan oluşan bu külliye, genel görünüşü gerekse yapılış şekliyle Anadolu’da bulunan Selçuklu eserlerinin en güzel ve en önemli örneklerinden biridir. Komple halkın ihtiyaçları düşünülerek yapılmış bir ibadethane. İçindeki çay bahçesinde ney sesleriyle günün yorgunluğunu atmak için uğrayabilirsiniz : )

4-Kayseri Kalesi
Kayseri Kalesi, Kayeri kent merkezinde iç kale ve onu çevreleyen surların meydana getirdiği dış kale olmak üzere iki kaleden oluşuyor. Bu kalenin Roma İmparatorluğu MS 3.yy da yapıldığı tahmin ediliyor. Merkezinde bir Kale Camii bulunuyor. Şehrin tam göbeğinde olan bu yer zaten uzun uzadıya devam eden bir yapı ve etrafında bolca esnaf barındırıyor. Görmemeniz imkansız  : )

5- Döner Kümbet
Döner Kümbet Kayserideki Selçuklu eserlerinin en güzel örneklerinden bencce. Seyyid Burhaneddin Mezarlığının karşısında yer alan bu yapı, kitabesine göre Şah Cihan Hatun adına yaptırılmış. Kümbet, kare bir kaide üzerine 12 köşeli bir gövdesi olup, tamamen kesme taştan, kornişler konik külahla içten ise silindirik mekan üzerine kubbe ilk örtülü değişik bir yapı.

6-Seyyid Burhaneddin Türbesi
Hz. Mevlana’nın hocasıdır. Maneviyat için uğranması gereken mutlak yerlerden biridir. Sünnet olacak çocuklar ve evlenecek çiftler mutlaka uğrar derler : )
Türbenin içinde kubbe altında yarım daire silindir şeklinde sandukası bulunmaktadır.



7-Kurşunlu Camii
Kayserili deha Mimar Sinan tarafından Kayseri’de inşa edilen iki camiiden biridir. Klasik dönem Osmanlı mimarisinin Kayseri’deki özgün eserlerinden biri olan yapı tek kubbeli, tek minareli, kalem nakışları ve süslemeleriyle efsane detaylara sahip bir camiidir. 1585 bu yana ibadete açık olduğu söyleniyor.


8-Mazakaland
Bildiğiniz lunapark, Gesi Bağlarına giderken solunuzda kalan, baya bir etkinliğe de ev sahipliği yapan bir merkezdir.

9-Ali Dağı ve Yeraltı Şehri
Yeni keşfedilmiş ve henüz tamamı ziyarete açılmamış yerlerden birisi. Hristiyanlığın yasaklandığı dönemlerde Hristiyanların yaşamak için dağı kazarak inşa ettiği bu şehir, insanoğlunun belki de nasıl süreçlerden geçtiğini, isterse neler yapabileceğini görmek adına kesinlikle görülmesi gereken yerlerden. Eğer giderseniz oldukça zor biri gezi sizi bekliyor olacak çünkü kimi zaman eğilerek, kimi zamansa su üstünde botla gezilebilecek bir mekan.

Yemek


Son diyeceklerim de yemek konusunda :) zaten mantı ve pastırması ile meşhur olduğunu bilmeyen yoktur. Herhangi bir yer söyleyemeyeceğim nerde ne yenir tarzı çünkü malum akrabalarım orda olunca yemek konusunda dışarı kültürünü bilmiyorum :) ama bir kaşığa 40 mantı sığacak kadar küçük yapıldığını ve pastırmasının inanılmaz birşey olduğunu biliyorum

kuru fasulyesi pastırmalı bir harika dostum :)

Dip Not: Mantısı 'kıymalıdır' ! :D
Mercimek veya nohutlu diyenlere itibar etmeyiniz :)

15 Şubat 2017 Çarşamba

İnsan yaşar, Hayali kadar..


İnsan ne için yaşar ?
Yemek? Geçinmek?
Evlilik? Aile?
Dünyayı dolaşmak?
Kime sorsanız hemen hemen aynı cevabı alırsınız.
‘E yaşımız geldi artık iş sahibi olalım bir ev olsun düzen olsun aile olsun hayırlısıyla’
Tamam, güzel, peki aslında sen ne istiyorsun? Düşündünüz mü hiç bu sorumluluklarla birlikte başka ne yapabileceğinizi?
Hayaller ???
İnsan kendi şartlarını dünya şartlarına göre ayarlamak zorunda;  mecbur ve kimse hayal etmek için çaba sarf etmiyor bence aslında. Kazanmadan harcayamam, harcamadan da mezara götürecek halim yok. Kısır döngü sadece bu. Hani bir söz var ya ‘yarın ölecekmiş gibi ahirete, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalış’ , bu cümlenin 2.kısmını çok güzel yapıyoruz. Hem de çok çok kazanmak için yapıyoruz. Fakat bunu yaparken insan şunu sorgulamıyor; ben bunu isteyerek mi yapıyorum ? Hayalim bu mu? Sadece ailemi geçindirmek için mi yapıyorum ? Ben şuna şahit oldum, yaptığın iş ele avuca gelmeyecek, kimsenin yüzüne bakmadığı bir iş olsa bile insan onu severek önemseyerek yapınca hiçbir şekilde aç kalmıyor. Ha çok güzel rahat şartlarda mı yaşıyorsun ? O tartışılır. İnsanlar sana saygıyla mı bakıyor? Tartışılır.
Hayal kurmuyoruz gerçekten sorunumuz bu. Hayal etmeden güzel şeyler gerçekleştiremeyiz ki…
Bir mucit hayal ederek buluyor değil mi?
Bir besteci hissettiklerini yansıtmak için hayal gücünü kullanıyor değil mi?
Bir site tasarımı yapılırken ilk önce gözünde hayal etmek gerekiyor değil mi?
Ben Madrid’e gitmek istiyorum mesela. Bir amaç var mı? Yok.
Neden gitmek istiyorum ? Güzel olduğunu düşünüyorum.
Neden gitmeyeyim ? Yaaani ne bileyim şimdi bileti pasaportu falan… dediğim anda patladı gitti.
Neden gitmeyeyim ? Tekrar soruyorum. Hayal kurmuyorum ötesini herkesin tıkandığı yer bu olsa gerek. 
Benim son zamanlarda sorguladığım şey şu, üstüme düşen sorumlulukları yaptıktan ve uygun bir zaman ‘oluşturduktan’ sonra, neden olmasın ? Bakın oluşturmak diyorum kendi kendine gelmiyor çünkü bu zaman sizin zorlamanız gerekiyor.  İstemek gerekiyor bazı şeyleri..

‘Dünya’ diye yeryüzü cenneti olarak adlandırılan bir yere, ‘İnsan’  diye yaratılanlar arasında en mükemmel bir varlık olarak geldiysen bazı şeylerin bize nimet olarak verildiğini, sadece haberdar olmak için değil, sadece çalışmak için değil, sadece okumak yada ev geçindirmek için değil; olabildiğince her şeyi kendi gözünle görüp şükretmek için yaşıyorsun bence. 
En güzel hayaller senin olmalı bana kalırsa…

13 Şubat 2017 Pazartesi

Gezileer Geziler Vol3 (İzmir)


İzmir ile alakalı son yazımı yazıyorum yeterli olur ve olmuştur inşallah araştıranlara :)

Gelelim ‘abi biz ne yicez ne içiçez nasıl sağdan sola gidicez bu şehirde?’ olayına.

Yiyecek-İçecek

Kesinlikle gevreği, boyozu ve kumrusunu yiyeceksiniz.

Gevrek dediğimiz simit tabi hep gırgıra alınan konu. Yine de deneyin farklı gelecek bir noktasını bulacağınızdan eminim :)




Boyoz, sadece İzmir’de olan bir hamurişi türü. Birkaç yerde bunun çeşitlisini bulabilirsiniz ama genelde sade satılır ve yumurta + çayla efsane bir üçlüdür.




Kumru, Çeşme kumrusu diye her ilde 

satılan fakat alakası olmayan bir karışık sandviç çeşidi. Deneyin ve farkı görün diyorum sadece.
Seyyarlarda satılan kumru ise arasında peynir, domates ve acı biber bulundurur şahsen benim bayıldığım bir yiyecektir. :) 


Ha bir de 'Lokma'. Abi lokma olayın son noktasıdır. Mutlu da olsalar, mutsuz da olsalar sokakta lokma dökülür ve hiçbir şey söylemeden sıraya durup alman yeterli :) Hatta tencereyle evden gelenleri görürseniz şaşırmayın olayı budur :D


Ulaşım

İzmir’deki ulaşım sanılandan çok çok kolaydır çünkü kullanacağınız bir çok araç var birine sormanız yeterli. Bundan da bahsedip olayı bitiriyorum.
İlk önce almanız gereken ‘İzmirim KART’. Bu kartla minibüs hariç her şeye biniliyor. Olan araçlar otobüs, minibüs, izban, metro, vapur. Şimdi püf nokta : bu araçlar arasında 90dk boyunca aktarmanız ücretsizdir ! Kartla bir yerden bastıktan sonra 90 dk boyunca istersen vapura bin ücreti yoktur. Kişi başı basılır o yüzden biriyle gittiyseniz şayet herkes kendine bir kart alsın derim çünkü aktarma çok fazla yapacaksınız. :)

Evet benlik İzmir bu kadar doğrusuyla yanlışıyla yardımcı olabilirsem ne mutlu :)

Gezileer Geziler Vol2 (İzmir)


Eveeet. Gelelim güzelim İzmir’in ilçelerine. Bilindiği gibi sadece İzmir değil, Ege Bölgesinin tüm illeri sahil ve koyları ile meşhurdur. İzmir’in avantajı ise bu ilçelerinin genelde duyulmuş veya ünlü olmasıdır.

Yavaştan başlayalım :)

1-Foça – Yeni Foça ve Eski Foça diye ikiye ayrılır. Hangisi derseniz Yeni Foça’nın sahili daha çok tutulur, denize girmelik çok alanı yoktur ama olanları da temizdir.Ayrıca günbatımında güzel bir yürüyüş yapabilirsiniz buna çok elverişlidir.(sağda)


2-Güzelbahçe – İzmir’e en yakın ilçedir. Sahili temiz ve güzeldir fakat denize girmek için değil, bolca Balık Restaurantları ve türevleri olduğu için tutulan, yazın çok güzel bir kaçış noktasıdır.


3-Urla – Dublex,Triplex ve bilimum her türden yazlığın bulunduğu yeşili bol bir merkezdir. Otel yerine ufak tefek kendinize ait bir evde yaz geçirmek istiyorsanız bu ilçe çok idealdir. Denizi çok temiz ve sakindir. Ulaşım açısından en elverişli ilçelerindendir.

4-Karaburun – Çok çok güzel bir denize sahip yine yazlık evlerden oluşan bir İzmir ilçesi.

5-Seferihisar – Buzzz gibi denizi olan, tekne turlarının en bol yapıldığı ve efsane plajları olan çok bilinmedik bir ilçemizdir. Yakınlardaki koyları tekneyle gezmenizi şiddetle tavsiye ederim.  Sahillerinde çok fazla çadır kuran ve mangal yapan kişi görebilirsiniz şahsen benim çok sevdiğim özelliklerinden biridir :) Yazlık düzenindedir yine çok fazla otel barındırmaz. En bilindik yeni Sığacık limanıdır.(sağda)

6- Çeşme – Fazla söze gerek var mı bilmiyorum :) en çok bilindik yazlık mekanıdır. Çarşısı ve tekne turları çok meşhurdur.Özellikle Ilıca Plajı en meşhur plajıdır. Halka açık olanı bu :D  Sadece ekstra olarak şunu belirtmeliyim ortam olarak bir yer arıyorsanız gezmek için gece turları için Alaçatıyı tercih edin derim Çeşme’de bolca plaj ve otel bulunur sebebi malum çok fazla turistin uğrak noktasıdır :) (sağda)

7-Alaçatı – Benim en sevdiğim ilçe. Nedenini şöyle söyleyeyim merkezi tamamen taştan evlere kurulu ,beyaz mavi ve pembe tonlarının hakim olduğu, gezmek için düzenlenmiş sokaklarının ve yemek için düzenlenmiş sokağa atılan masalarda her telden insanla karşılaşabileceğiniz, gezerken kendinizi kaybedeceğiniz efffsane tatlılıkta bir ilçe. Denizi iki çeşit : bir tanesinde yelkenliler tamamen dolu, bir diğer tarafında çivi gibi soğuklukta plajları.  :) (sağda)

8-Selçuk – Selçuk’ta deniz yok bir kere bunu söyleyeyim. Kuşadasında 15dk mesafade dolayısıyla İzmir’in son ilçesi bu. Selçuk’ta ‘Şirince, Efes ve Meryemana’ turistik mekanlar vardır.

9- Şirince – Taştan evleri ve kıyametin kopmayacağı yer olmasıyla meşhur :D Ama en meşhur olanı köy kahvaltıları ve şarapları. Kullanmayan biri olarak söyleyeyim belki kullananlar olabilir der ama her şeyin şarabını yapabiliyorlar. Kayısı gördüğümü bilirim ben.

10-Efes – Bizden çokkk çok önce zamanlardan kalan İyonya’nın 12 şehrinden biri. En en bilindik tarihi eserlerimiz arasında. Gidip gördüğünüzde ‘ya bu insanlar bu yapıları o zaman nasıl birleştirdiler ?’ dediğiniz anlar yaşıyorsunuz. Pek bilinmeyen şeyi ise çok fazla çalınan eksik yerleri var bunun için yetkililer hala kayıp olanları arıyorlar J UNESCO nun dünya mirasları arasında olan bir yerdir.(sağda)


11- Meryemana -  Selçuktaki Bülbüldağı’nda Hz.Meryem’in son yıllarının geçirdiği söylenen kilise. Mezarının da burada olduğu söylenir.
(sağda)